X et al.

Özet

Hristiyanlığın erken döneminde Aziz Pavlus ve Aziz Petrus arasında ortaya çıkan teolojik ve pratik fikir ayrılıkları, dinî kimliğin tanımı ve kurtuluş anlayışında kalıcı etkiler bırakmıştır. Pavlus’un iman merkezli ve Musa Yasası’ndan bağımsız yaklaşımı ile Petrus’un Yahudi şeriatına bağlı çizgisi, topluluk içi kapsayıcılığın sınırlarını belirlemiştir. Bu makale, Kur’an’daki mümin ve Müslüman kavramları arasındaki semantik ve teolojik ayrım üzerinden söz konusu ihtilafı yeniden yorumlamaktadır. Bulgular, Pavlus’un yaklaşımının mümin, Petrus’un ise Müslüman tanımına yakın olduğunu ortaya koymaktadır.

Anahtar Kelimeler: Pavlus, Petrus, Mümin, Müslüman, Erken Hristiyanlık, Kur’an, teolojik karşılaştırma.


1. Giriş

(1) Erken Hristiyanlık tarihi, yalnızca İsa Mesih’in öğretilerinin yayılmasıyla değil, aynı zamanda bu öğretilerin nasıl uygulanacağına dair yoğun tartışmalarla şekillenmiştir. Bu tartışmaların en önemlilerinden biri, Hristiyanlığın iki temel figürü olan Aziz Pavlus ve Aziz Petrus arasında yaşanmıştır.

(2) Pavlus, özellikle Roma İmparatorluğu’nun farklı bölgelerindeki Gentile (putperest kökenli) topluluklara yönelik misyon faaliyetlerinde, Musa Yasası’nın yükümlülüklerini kaldırarak imanı merkeze koymuştur (Romalılar 3:28). Petrus ise başlangıçta Yahudi geleneğine bağlı kalınması gerektiğini savunmuş, özellikle sünnet ve yemek yasaları gibi konularda geleneksel tutumu korumuştur (Elçilerin İşleri 10:9-16).

(3) Kur’an’da mümin ve Müslüman ayrımı, bu tartışmanın teolojik boyutunu anlamak için dikkate değer bir karşılaştırma alanı sunar. El-Hucurât 49/14 ayeti, iman ve teslimiyet arasındaki ayrımı vurgular. Bu bağlamda Pavlus’un yaklaşımı mümin, Petrus’un yaklaşımı ise Müslüman kategorisi ile örtüşmektedir.


2. Literatür Taraması

(4) Pavlus ve Petrus arasındaki fikir ayrılığına dair en önemli kaynaklardan biri Pavlus’un kendi mektuplarıdır. Galatyalılar 2:11-14’te anlatılan “Antakya Olayı”, Pavlus’un Petrus’u açıkça eleştirdiği tek örnektir. Pavlus burada, Petrus’un Yahudi kökenli imanlıların baskısı nedeniyle Gentile sofralarından uzaklaşmasını “Müjde’nin gerçeğine aykırı” olarak nitelendirir (Dunn, 1990).

(5) Kudüs Konsili (MS 49 civarı), Elçilerin İşleri 15’te aktarıldığı üzere, Gentile imanlılara uygulanacak yükümlülüklerin sınırlarını tartışmıştır. Konsil sonucunda putlara sunulan etten, kanlı etten, boğulmuş hayvanlardan sakınılması ve cinsel ahlaksızlıktan kaçınılması kararlaştırılmıştır. Bu karar, Pavlus’un yaklaşımına kısmi bir onay vermekle birlikte, Petrus’un Yahudi geleneğine duyduğu saygıyı da korumuştur.

(6) İslam tefsir geleneğinde, mümin kavramı iman eden, fakat imanın gerektirdiği tüm amelleri yerine getirmeyen veya kalbi tam teslim olmamış kişi olarak tanımlanır (Taberî, 2001). Müslüman ise hem kalben hem amelen Allah’a teslim olan kişidir (İbn Kesîr, 1999).

(7) Bu bağlamda, erken Hristiyanlık’ta görülen “iman–amel” eksenli tartışma ile Kur’an’daki mümin–Müslüman ayrımı arasında dikkat çekici paralellikler bulunmaktadır.


3. Pavlus’un Teolojik Pozisyonu

(8) Pavlus’un mektuplarında en belirgin vurgu, kurtuluşun iman yoluyla olduğudur: “Çünkü insan, yasanın gereklerini yaparak değil, İsa Mesih’e iman ederek aklanır” (Galatyalılar 2:16, NIV).

(9) Pavlus, Musa Yasası’nın Gentile’ler için bağlayıcı olmadığını, yasaya güvenmenin kurtuluş getirmediğini savunmuştur. Ona göre yasa, günahı tanımak için vardır; kurtuluş ise yalnızca Mesih aracılığıyla mümkündür (Romalılar 7:7-25).

(10) Bu bakış açısı, iman deklarasyonunu merkeze aldığı için Kur’an’daki mümin tanımına yaklaşır. Zira mümin, imanını kalben tasdik eden kişidir, fakat bu tasdik her zaman tam anlamıyla teslimiyet anlamına gelmeyebilir (Hucurât 49/14).

(11) Pavlus’un yaklaşımı ayrıca, iman ile etik yaşam arasında doğrudan bir bağ kurar; ancak bu bağ, ritüel yasaları uygulamak zorunluluğunu ortadan kaldırır.


4. Petrus’un Teolojik Pozisyonu

(12) Petrus, İsa’nın en yakın öğrencilerinden biri olarak, öğretiyi Yahudi geleneği içinde sürdürme eğilimindeydi. Elçilerin İşleri 10:9-16’da gördüğü bir vizyon, onun Gentile’leri de kapsayan bir anlayışa yönelmesini sağladı. Ancak bu dönüşüm kademeli olmuştur.

(13) Pavlus ile yaşadığı Antakya gerilimi, Petrus’un sosyopolitik baskılar karşısında zaman zaman geleneksel Yahudi kurallarına geri döndüğünü gösterir (Galatyalılar 2:11-14).

(14) Petrus’un yaklaşımı, iman ile birlikte ibadet, geleneksel yasalar ve cemaat pratiklerini zorunlu kılar. Bu, Kur’an’daki Müslüman tanımıyla örtüşür; çünkü burada iman, teslimiyetin hem kalbi hem de fiilî boyutunu içerir (İbn Kesîr, 1999).

(15) Petrus’un çizgisi, dini kimliği yalnızca inanç beyanına değil, aynı zamanda cemaat içindeki düzenli pratiklere dayandırır.


5. Kur’an’daki Mümin–Müslüman Ayrımı

(16) El-Hucurât 49/14 ayeti, iman ile teslimiyet arasındaki farkı açık biçimde ortaya koyar: “Bedevîler ‘İman ettik’ dediler. De ki: ‘Siz iman etmediniz; lakin ‘Müslüman olduk’ deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmedi.’”

(17) Tefsirlerde bu ayrım, formel teslimiyet (Müslümanlık) ile derin kalbi tasdik (iman) arasındaki iki aşamalı sürecin göstergesi olarak değerlendirilir (Taberî, 2001).

(18) Bu çerçevede Pavlus’un iman vurgusu mümin kategorisine, Petrus’un ise amelleri de kapsayan yaklaşımı Müslüman kategorisine daha yakın görünmektedir.


6. Karşılaştırmalı Analiz

(19) Pavlus ve Petrus arasındaki gerilim, aslında “iman mı, amel mi önceliklidir?” sorusunun erken Hristiyanlık’taki versiyonudur. Kur’an’da bu soru, mümin ile Müslüman ayrımı üzerinden cevaplanabilir.

(20) Pavlus, iman eden herkesin kurtuluşa erişebileceğini savunarak kapsayıcı bir yaklaşım sergilemiştir. Petrus ise imanla birlikte geleneksel pratiklerin de korunmasını savunarak, topluluğun disiplin ve bütünlüğünü ön planda tutmuştur.

(21) Dolayısıyla, Pavlus’un yaklaşımı bireysel iman özgürlüğünü, Petrus’un yaklaşımı ise topluluk normlarını öncelemiştir.


7. Sonuç

(22) Pavlus–Petrus ayrılığı, dinî toplulukların iman ve amel dengesi konusundaki farklı yaklaşımlarını anlamak için önemli bir örnektir.

(23) Kur’an’daki mümin–Müslüman ayrımı, bu iki figürün teolojik pozisyonlarını kavramsal olarak yeniden yorumlamaya imkân tanır. Bu yaklaşım, hem Hristiyanlık–İslam karşılaştırmalı teolojisi hem de dinî kimlik sosyolojisi açısından değerlidir.


Kaynakça

  • Dunn, J. D. G. (1990). Unity and diversity in the New Testament. SCM Press.
  • Elmalılı, M. H. (1936). Hak Dini Kur’an Dili. Eser Neşriyat.
  • İbn Kesîr, İ. (1999). Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm (Cilt 7). Dâr Tayyibe.
  • Taberî, M. b. C. (2001). Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân (Cilt 26). Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye.
  • The Holy Bible, New International Version. (2011). Zondervan.
  • Kur’an-ı Kerim Meali. (2020). Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

Yorum bırakın