Adem Bilgin (Adem Aliyoviç)

Özet:
Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), küresel ekonominin ve uluslararası politikanın iki ana eksenini oluşturmaktadır. Her iki yapı da çevre koruma politikalarını resmi belgelerinde tanımasına rağmen, ekonomik büyüme ve jeopolitik rekabet öncelikleri ekolojik sınırların önünde yer almaktadır. Bu çalışma, ekososyalist perspektiften AB ve ABD’nin mevcut yeşil politikalarını eleştirmekte ve “Bilge Ağaç Modeli” adını verdiğimiz bütüncül bir toplumsal-ekolojik dönüşüm önerisi sunmaktadır. Model; köklerde etik, bilim ve ekolojik bilgelik; gövdede ortak mülkiyet ve erdemli bilgi toplumu; dallarda halkların özerk gelişimi; yapraklarda ise gelecek kuşaklar ve biyoçeşitliliği merkeze alır. Çalışmada, transatlantik çevre politikalarının piyasa temelli sınırlılıkları analiz edilmekte, ekolojik anayasa, ekososyal konseyler ve adil dönüşüm mekanizmaları önerilmektedir. Sonuç olarak, hem AB’nin hem de ABD’nin, halkların ve ekosistemlerin ortak geleceğini güvence altına alabilmesi için ekososyalist bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyduğu savunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler:
Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Ekososyalizm, Bilge Ağaç Modeli, Ekolojik Anayasa, Adil Dönüşüm

  1. Giriş
  2. yüzyılın ilk çeyreği, iklim değişikliğinin ve ekolojik krizlerin küresel siyasetin ana belirleyicilerinden biri haline geldiği bir dönem olarak tanımlanabilir. Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), küresel karbon emisyonlarının önemli bir kısmından tarihsel olarak sorumlu olmalarının yanı sıra, yeşil dönüşüm söylemini uluslararası arenada en güçlü şekilde dile getiren iki aktördür. Ancak her iki yapının da çevre politikaları, ekonomik büyüme hedefleri ve jeopolitik rekabet dinamikleriyle sınırlı kalmaktadır.

AB, 2019 yılında kabul ettiği Avrupa Yeşil Mutabakatı ile 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefini resmîleştirmiştir. Bu kapsamda enerji dönüşümü, döngüsel ekonomi, biyoçeşitliliğin korunması ve kirliliğin azaltılması gibi alanlarda iddialı hedefler belirlenmiştir. Ancak Birlik içinde üye devletler arasındaki ekonomik farklılıklar, tarım ve sanayi lobilerinin baskısı ve serbest ticaret öncelikleri, bu hedeflerin uygulanabilirliğini sınırlamaktadır.

ABD’de ise Green New Deal kavramı, 2010’ların sonlarında çevre politikası tartışmalarının merkezine oturmuştur. Bu yaklaşım, 1930’lardaki New Deal’ın sosyal refah ve altyapı yatırımlarını, 21. yüzyılın iklim krizi bağlamında yeniden yorumlamayı amaçlar. Ancak federal sistemin yapısı, fosil yakıt lobilerinin güçlü etkisi ve iki partili siyasal düzen, Green New Deal’ın kapsamlı biçimde hayata geçirilmesini engellemektedir.

Her iki durumda da, ekolojik dönüşüm söylemleri önemli olmakla birlikte, mevcut politikaların temelinde piyasa temelli çözümler yer almaktadır. Karbon ticareti, yenilenebilir enerjiye yönelik teşvikler ve özel sektör ortaklıkları, kapitalist üretim-tüketim mantığının sınırlarını aşamamakta; ekosistemleri meta olarak görmeye devam etmektedir. Bu durum, iklim krizi ve ekolojik çöküş karşısında yetersiz kalmaktadır.

Ekososyalist yaklaşım, bu yapısal sınırlılıklara karşı hem toplumsal adaleti hem ekolojik sürdürülebilirliği merkeze alır. Bu çalışmada önerilen Bilge Ağaç Modeli, köklerinde etik, bilim ve ekolojik bilgelik; gövdesinde ortak mülkiyet ve erdemli bilgi toplumu; dallarında halkların özerk gelişimi; yapraklarında ise gelecek kuşaklar ve biyoçeşitliliği barındıran bütüncül bir çerçeve sunar. Model, AB ve ABD gibi yüksek tüketim düzeyine sahip merkez ekonomilerin ekolojik dönüşümünde, piyasa mantığının ötesine geçerek gerçek anlamda sürdürülebilir ve adil bir sistemin inşasını hedefler.

2. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Ekolojik Politikanın Evrimi

2.1 Avrupa Birliği’nde Ekolojik Politikanın Gelişimi

Avrupa Birliği’nde çevre politikaları, 1970’lerdeki ilk Çevre Eylem Programları ile kurumsal bir çerçeveye kavuştu. Başlangıçta kirliliğin azaltılması ve doğal yaşamın korunması öncelikliydi. 1990’lardan itibaren ise sürdürülebilir kalkınma kavramı, Birliğin temel politika belgelerinde yer aldı. 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, çevre korumayı AB’nin yasal hedefleri arasına ekledi.

En önemli dönüm noktası, 2019’da ilan edilen Avrupa Yeşil Mutabakatı oldu. Bu belge, AB’nin 2050 yılına kadar karbon nötr olma hedefini, yeşil enerji yatırımlarını, döngüsel ekonomiyi, biyoçeşitliliğin korunmasını ve sıfır kirlilik hedeflerini kapsar. Ancak uygulamada:

  • Üye devletler arasındaki ekonomik eşitsizlikler, hedeflerin uygulanmasında farklı hızlar ortaya çıkarıyor.
  • Tarım ve sanayi lobilerinin etkisi, çevre düzenlemelerinin sertliğini sınırlıyor.
  • AB’nin ticaret politikaları, küresel üretim zincirlerinde karbon ayak izini artırmaya devam edebiliyor.

2.2 Amerika Birleşik Devletleri’nde Ekolojik Politikanın Gelişimi

ABD’de çevre politikaları, 1970’lerde Çevre Koruma Ajansı (EPA)’nın kurulmasıyla kurumsallaştı. Bu dönemde Temiz Hava Yasası (1970) ve Temiz Su Yasası (1972) gibi düzenlemelerle kirlilikle mücadelede önemli adımlar atıldı. Ancak Reagan dönemiyle birlikte çevre düzenlemelerinde gevşemeler başladı; piyasa temelli çözümler öne çıktı.

2000’lerde iklim değişikliği tartışmaları yoğunlaşırken, Barack Obama yönetimi döneminde yenilenebilir enerji teşvikleri ve emisyon azaltım hedefleri gündeme geldi. Ancak bu politikalar, Donald Trump yönetimi altında büyük ölçüde geri çekildi. 2018’den itibaren Demokrat Parti içinde yükselen Green New Deal söylemi, iklim krizini ekonomik eşitsizlikle birlikte ele alan kapsamlı bir politika çerçevesi sundu. Yine de:

  • İki partili sistemin kutuplaşması,
  • Fosil yakıt lobilerinin etkisi,
  • Federal ve eyalet düzeyindeki yetki çatışmaları,
    Green New Deal’ın uygulanabilirliğini sınırladı.

2.3 Karşılaştırmalı Değerlendirme

AB ve ABD, tarihsel olarak ekolojik politikaların kurumsallaşmasında öncü adımlar atmış olsa da, her iki sistem de yapısal olarak piyasa temelli yaklaşımlara bağımlı kalmıştır.

  • AB, çevre politikalarını genellikle uluslarüstü hedefler ve uyum yasaları ile uygular; ancak üye devletlerin farklı çıkarları uyumu zorlaştırır.
  • ABD ise federal sistem ve siyasi kutuplaşma nedeniyle parçalı ve dalgalı bir politika çizgisine sahiptir.

Her iki aktörde de ekolojik dönüşüm, çoğunlukla sermaye yatırımlarına bağımlı teknolojik çözümler ve karbon fiyatlandırma mekanizmaları üzerinden yürütülmektedir. Bu yaklaşım, kapitalist üretim-tüketim mantığını sorgulamadan sürdürür; ekosistemleri, toplumların ortak mirası olarak değil, ekonomik kaynak olarak konumlandırır.

Bu nedenle ekososyalist perspektiften bakıldığında, AB ve ABD’nin mevcut politikalarının dönüşüm kapasitesi sınırlıdır. Yapısal bir ekolojik anayasa, ortak mülkiyet, halkların özerk gelişimi ve ekosistemlerin hukuki statüsünü tanıyan Bilge Ağaç Modeli gibi yeni çerçevelere ihtiyaç vardır.

3. Ekososyalist Eleştiri

Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), küresel ekolojik politika gündeminde öncü aktörler olarak görünseler de, uygulamaya konulan stratejiler büyük ölçüde piyasa temelli çözümlere dayanmaktadır. Karbon ticareti, emisyon fiyatlandırması, yeşil teknoloji yatırımlarının teşviki gibi araçlar, kapitalist üretim-tüketim döngüsünün sınırlarını sorgulamadan, çevresel sorunları ekonomik araçlarla çözmeye çalışır. Bu yaklaşım, iklim krizinin temel nedenini —sınırsız büyüme mantığını— değiştirmediği için yapısal olarak yetersiz kalmaktadır.

3.1 Piyasa Temelli Politikaların Sınırları

Piyasa mekanizmaları, ekolojik bozulmayı maliyetlendirme yoluyla kontrol etmeyi hedefler. Ancak:

  • Karbon ticareti, yüksek emisyon yapan şirketlere yalnızca “kirletme hakkı” satın alma imkânı tanır, yapısal dönüşüm baskısını azaltır.
  • Yenilenebilir enerji yatırımları, çoğunlukla özel sektör kâr beklentileriyle sınırlı kalır; enerji üretiminin mülkiyeti ve kontrolü demokratikleşmez.
  • Ekosistem hizmetlerinin ekonomik değerlemesi, doğayı ortak miras olmaktan çıkarıp meta haline getirir.

Bu durum, ekolojik krizi çözmek yerine yalnızca ekonomik bir alan haline getirir.

3.2 Sosyal Adalet Boyutunun Yetersizliği

AB ve ABD politikaları, iklim değişikliğiyle mücadelede sosyal adaleti ikincil bir unsur olarak ele alma eğilimindedir. Yeşil enerjiye geçişin maliyeti, çoğu zaman:

  • Enerji fiyat artışları yoluyla hanehalkına yansır,
  • Tarım politikalarındaki dönüşümler küçük üreticilerin gelirini tehdit eder,
  • Sanayi dönüşümü işçi hakları gözetilmeden uygulanır.

Ekososyalizm ise ekolojik dönüşümü, eşitsizliklerin azaltılması ve emeğin güçlendirilmesi ile birlikte tasarlar.

3.3 Ekosistemlerin Hukuki Statüsünün Yokluğu

Her iki sistemde de ekosistemler, hukuki olarak “kaynak” veya “mülk” statüsünde değerlendirilir. Ne AB ne de ABD, doğal varlıkların hak öznesi olabileceği yönünde bağlayıcı bir anayasal düzenlemeye sahiptir. Bu eksiklik:

  • Biyoçeşitlilik kaybının önlenmesinde yetersizlik,
  • Yerli halkların ekolojik haklarının korunamaması,
  • Gelecek kuşakların çıkarlarının temsilsiz kalması gibi sonuçlar doğurur.

3.4 Yapısal Eleştiri: Kapitalist Büyüme Paradigması

Hem AB’nin Yeşil Mutabakat’ı hem de ABD’nin Green New Deal söylemi, temelde ekonomik büyüme hedefinden vazgeçmemektedir. “Yeşil büyüme” veya “sürdürülebilir kalkınma” terimleri, üretim-tüketim hacmini artırmaya devam eden bir sistemin ekolojik sınırlarla uyumlu olabileceği varsayımına dayanır. Ekososyalist bakış açısına göre bu varsayım:

  • Gezegenin biyofizik sınırlarını ihmal eder,
  • Kaynak tüketimi ile ekonomik büyüme arasındaki yapısal bağı koparamaz,
  • Doğayı, sistemin devamlılığı için sömürülebilir bir unsur olarak konumlandırır.

3.5 Ekososyalist Alternatifin Gerekliliği

Ekososyalizm, kapitalist piyasa mekanizmalarının ötesine geçerek, toplumsal ve ekolojik hedefleri birleştirir. Bu yaklaşım:

  • Ortak mülkiyet: Enerji, su, toprak, orman gibi temel kaynakların kamusal kontrolü,
  • Demokratik planlama: Üretimin doğanın yenilenme kapasitesine göre kolektif olarak planlanması,
  • Ekolojik adalet: Dönüşüm maliyetlerinin sermaye yerine adil biçimde paylaşılması,
  • Biyoçeşitlilik hakkı: Ekosistemlerin hukuki hak öznesi olarak tanınması,
  • Kültürel çeşitlilik: Halkların kendi ekolojik ve kültürel bağlamlarına uygun özerk kalkınma hakkı
    ilkelerine dayanır.

Bu noktada, ekososyalist hedeflerin somut bir toplumsal-ekolojik çerçeveye oturtulması gerekir. Çalışmanın sonraki bölümünde ele alınacak Bilge Ağaç Modeli, bu ihtiyaca yanıt veren bütüncül bir yapı sunmaktadır.

4. Bilge Ağaç Modeli

Bilge Ağaç Modeli, ekososyalist ilkeleri somutlaştıran, hem toplumsal hem ekolojik düzeni aynı yapıda bütünleştiren bir çerçevedir. Bu model, doğadan ilham alır: kökler ortak değerleri, gövde erdemli bilgi toplumunu, dallar halkların çeşitliliğini, yapraklar ise gelecek kuşaklar ve biyoçeşitliliği temsil eder. AB ve ABD gibi ekonomik ve politik açıdan küresel ölçekte etkili aktörler için, bu model ekolojik dönüşümün yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir yeniden yapılanma olduğunu vurgular.


4.1 Teorik Çerçeve

Bilge Ağaç Modeli dört ana unsurdan oluşur:

  1. Kökler – Ortak Değerler
    • Etik: Doğanın ve tüm canlıların yaşam hakkını tanıyan değerler sistemi.
    • Bilim: Politika yapımında kanıta dayalı ve ekolojik sınırlarla uyumlu bilgi kullanımı.
    • Ekolojik Bilgelik: Teknolojik çözümleri, ekosistem döngülerine zarar vermeyecek şekilde uyarlama.
  2. Gövde – Erdemli Bilgi Toplumu
    • Ortak mülkiyetin ve kamusal yönetimin güçlendirilmesi.
    • Üretimin yalnızca ihtiyaç temelli ve ekosistem uyumlu planlanması.
    • Eğitimin, halkın ekolojik okuryazarlığını ve eleştirel düşünce becerilerini artıracak şekilde yeniden yapılandırılması.
  3. Dallar – Halkların Özerk Gelişimi
    • Her halkın kendi ekolojik, kültürel ve ekonomik bağlamına göre kalkınma hakkı.
    • Yerel yönetimlerin, ekolojik planlamada söz sahibi olması.
    • Kültürel çeşitliliğin, ekolojik koruma ile birlikte yaşatılması.
  4. Yapraklar – Gelecek Kuşaklar ve Biyoçeşitlilik
    • Politika yapım süreçlerinde gelecek kuşakların temsil edilmesi.
    • Biyoçeşitliliğin hukuki hak öznesi olarak tanınması.
    • Ekosistem sağlığı göstergelerinin, ekonomik büyüme göstergelerinin önüne geçirilmesi.

4.2 AB ve ABD Bağlamında Uygulama Alanları

Avrupa Birliği:

  • Ortak mülkiyet ve demokratik planlama esaslı Avrupa Ekososyal Konseyi kurulması.
  • AB hukukunda Ekolojik Anayasa maddesiyle doğal varlıkların hukuki statüsünün tanınması.
  • Yeşil Mutabakat hedeflerinin yalnızca karbon nötrlüğü değil, aynı zamanda tüketim azaltımı ve ekosistem yenilenmesini kapsayacak şekilde genişletilmesi.

Amerika Birleşik Devletleri:

  • Federal düzeyde Ekososyalist Geçiş Yasası ile enerji, su ve tarımın temel alanlarında kamusal kontrolün güçlendirilmesi.
  • Green New Deal çerçevesinin, yerli halkların toprak hakları ve biyoçeşitlilik koruma maddeleriyle genişletilmesi.
  • Eyaletlerde Ekolojik Meclisler oluşturarak yerel düzeyde halk katılımının artırılması.

4.3 Politika Araçları

  • Ekolojik Anayasa: Doğa ve gelecek kuşak haklarının temel yasa maddesi haline getirilmesi.
  • Ekososyal Konseyler: Karar mekanizmalarında halk, bilim insanları, işçi temsilcileri ve ekosistem savunucularının birlikte yer alması.
  • Adil Dönüşüm Fonu: Fosil yakıt sektöründen çıkış sürecinde işçilerin, çiftçilerin ve küçük üreticilerin desteklenmesi.
  • Kültürel-Ekolojik Özerklik: Her bölgenin kendi kültürel ve ekolojik önceliklerine uygun kalkınma planı yapması.

4.4 Modelin Avantajları

  • Entegrasyon: Ekonomik, sosyal, kültürel ve ekolojik boyutları aynı çatı altında birleştirir.
  • Adalet: Ekolojik dönüşümü sosyal eşitlik ile birlikte yürütür.
  • Dayanıklılık: Ekosistem temelli planlama sayesinde uzun vadeli sürdürülebilirlik sağlar.
  • Kapsayıcılık: Halkların özerkliğini tanırken, ortak değerler etrafında birleştirir.

5. Ekolojik Anayasa Önerisi

Giriş:
Bu taslak, hem AB hem ABD bağlamında ekolojik dönüşümü güvence altına almak, doğa ve gelecek kuşak haklarını temel anayasal çerçeveye yerleştirmek amacıyla hazırlanmıştır. Maddeler, ekososyalist ilkeler ve Bilge Ağaç Modeli esas alınarak formüle edilmiştir.


Madde 1 – Doğa ve Ekosistemlerin Hukuki Statüsü

Doğa, ekosistemler, türler ve doğal varlıklar hukuki hak öznesidir. Onların korunması, yenilenmesi ve bütünlüğünün sağlanması devletin asli görevidir.

Madde 2 – Ortak Miras ve Ortak Mülkiyet

Toprak, su, hava, ormanlar, biyolojik çeşitlilik, tohumlar ve genetik kaynaklar insanlığın ortak mirasıdır; özel mülkiyete konu edilemez. Bu kaynakların yönetimi, halkın demokratik kontrolü altındadır.

Madde 3 – Gelecek Kuşak Hakları

Gelecek kuşaklar, bu anayasa ile temsil hakkına sahiptir. Yasama ve yürütme organlarında “Gelecek Kuşaklar Temsil Konseyi” bulunur ve tüm politika kararları bu konseyle istişare edilmeden yürürlüğe giremez.

Madde 4 – Ekososyal Konseyler

Her idari düzeyde (AB için Avrupa, bölgesel ve yerel; ABD için federal, eyalet ve yerel) ekososyal konseyler kurulur. Bu konseylerde halk temsilcileri, işçiler, çiftçiler, bilim insanları ve ekosistem savunucuları eşit söz hakkına sahiptir.

Madde 5 – Üretim ve Tüketim Planlaması

Üretim ve tüketim, doğanın yenilenme kapasitesine göre planlanır. Kâr amacı, yaşam döngüsünün korunmasının önüne geçemez.

Madde 6 – Adil Dönüşüm Garantisi

Fosil yakıt ve ekosistem tahribatı yaratan sektörlerden çıkış sürecinde çalışanlar, çiftçiler ve küçük üreticiler için tam sosyal güvence sağlanır. Adil dönüşüm fonu anayasal güvence altındadır.

Madde 7 – Yerli Halk ve Kültürel-Ekolojik Özerklik

Yerli halkların ve yerel toplulukların kendi toprakları, kültürleri ve ekolojik yönetim hakları anayasal olarak korunur. Her bölge kendi ekolojik planlama yetkisine sahiptir.

Madde 8 – Biyoçeşitlilik Hakkı

Her canlı türünün var olma hakkı anayasal düzeyde tanınır. Nesli tehlikede olan türler ve yaşam alanları mutlak koruma altındadır.

Madde 9 – Bilimsel ve Etik Temelli Politika

Tüm ekolojik kararlar, bilimsel veriler ve ekolojik etik ilkeler temel alınarak alınır. Politik çıkarlar, bu verilerin önüne geçemez.

Madde 10 – Uluslararası Dayanışma

AB ve ABD, ekolojik krizle mücadelede küresel ölçekte dayanışmayı anayasal yükümlülük olarak kabul eder. Ekolojik borç, tarihsel emisyon sorumluluğu ve adil kaynak paylaşımı ilkelerine göre ödenir.

6. Politika Önerileri

Bu bölüm, önceki kısımlarda sunulan anayasal çerçevenin uygulanabilirliğini sağlamak için AB ve ABD ölçeğinde somut adımlar önermektedir. Öneriler, kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler olarak tasarlanmıştır.


6.1 Kısa Vadeli Önlemler (1–3 Yıl)

Avrupa Birliği:

  1. Avrupa Ekososyal Konseyi’nin kurulması ve Yeşil Mutabakat hedeflerinin sosyal adalet ve ekosistem haklarını içerecek şekilde revize edilmesi.
  2. Tarım Politikasının agroekoloji ilkelerine göre yeniden yapılandırılması; monokültür tarımın kademeli olarak sonlandırılması.
  3. Üye devletler arasında karbon eşitliği mekanizması kurulması; yüksek emisyonlu ülkelerden düşük emisyonlu ülkelere adil kaynak aktarımı.

Amerika Birleşik Devletleri:

  1. Federal düzeyde Ekososyalist Geçiş Yasası çıkarılarak enerji, su ve gıda sistemlerinde kamu mülkiyeti payının artırılması.
  2. Green New Deal çerçevesinin anayasal güvenceye alınması ve yerli halk haklarının açıkça tanınması.
  3. Eyaletlerde Ekolojik Meclisler kurularak enerji, ulaşım ve gıda politikalarında yerel karar alma süreçlerinin güçlendirilmesi.

6.2 Orta Vadeli Önlemler (3–10 Yıl)

Avrupa Birliği:

  1. Ekolojik Anayasa’nın yürürlüğe girmesi; doğal varlıkların hukuki hak öznesi olarak tanınması.
  2. Fosil yakıt sübvansiyonlarının tamamen kaldırılması ve yenilenebilir enerjiye geçişte kamusal yatırım oranının %60’a çıkarılması.
  3. Döngüsel ekonominin, tüketim hacmini büyütmeyen ve atık üretimini minimize eden bir model olarak yeniden tanımlanması.

Amerika Birleşik Devletleri:

  1. Federal düzeyde fosil yakıt endüstrisinden çıkış planının uygulanması; işçilerin Adil Dönüşüm Fonu kapsamında yeniden istihdam edilmesi.
  2. Tarım sektöründe endüstriyel hayvancılığın kademeli olarak azaltılması ve bitki temelli üretim modellerine geçilmesi.
  3. Kıyı bölgelerinde ve hassas ekosistemlerde “mutlak koruma alanları” ilan edilmesi.

6.3 Uzun Vadeli Hedefler (10–30 Yıl)

Avrupa Birliği:

  1. Tüm üye ülkelerde kişi başı karbon ayak izinin 2 ton CO₂e sınırına çekilmesi.
  2. Enerji üretiminde %100 yenilenebilir kaynaklara geçiş.
  3. Ekolojik okuryazarlığın temel eğitim müfredatında zorunlu hale getirilmesi.

Amerika Birleşik Devletleri:

  1. Ulusal ölçekte %100 yenilenebilir enerjiye geçiş.
  2. Tüm doğal varlıkların (nehirler, ormanlar, dağlar) hukuki kişiliğinin tanınması.
  3. ABD’nin tarihsel karbon borcunu ödemek üzere küresel ekolojik dayanışma fonlarına sürekli katkı sağlanması.

6.4 Ortak Transatlantik Stratejiler

  • Ortak Ekososyal Bilgi Ağı kurulması: AB ve ABD arasında ekolojik veri paylaşımı ve halk meclisleri arası diyalog.
  • Ekososyal Ticaret Anlaşmaları: Ticaretin yalnızca ekolojik ve sosyal standartlara uygun ürünleri kapsaması.
  • Küresel Ekolojik Dayanışma Bloku: Küresel Güney ülkelerinin ekolojik dönüşüm projelerine teknik ve finansal destek verilmesi.

7. Sonuç

Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD), küresel siyasetin ve ekonominin iki ana ekseni olarak, iklim krizi ve ekolojik çöküş karşısında belirleyici bir role sahiptir. Her iki yapı da, çevre koruma ve yeşil dönüşüm söylemlerini resmî politika belgelerine yerleştirmiş olsa da, mevcut yaklaşımlar piyasa temelli çözümlerle sınırlı kalmakta; kapitalist üretim-tüketim paradigmasının temel çelişkilerini aşamamaktadır.

Bu çalışmada sunulan Bilge Ağaç Modeli, ekososyalist ilkeler ışığında, yalnızca teknik değil, aynı zamanda toplumsal, kültürel ve hukuki bir dönüşüm perspektifi sunmaktadır. Modelin kökleri etik, bilim ve ekolojik bilgelikten beslenmekte; gövdesi ortak mülkiyet ve erdemli bilgi toplumunu inşa etmekte; dalları halkların özerk gelişimini desteklemekte; yaprakları ise gelecek kuşaklar ve biyoçeşitliliği korumaktadır.

Ekolojik Anayasa önerisi, doğa ve gelecek kuşak haklarının anayasal güvence altına alınmasını, ekososyal konseyler yoluyla halkın doğrudan karar süreçlerine katılmasını ve adil dönüşüm mekanizmalarının kurumsallaşmasını hedeflemektedir. Bu yaklaşım, yalnızca AB ve ABD’nin ekolojik krizle mücadelesini güçlendirmekle kalmayacak, aynı zamanda küresel ölçekte adil ve sürdürülebilir bir gelecek için örnek teşkil edecektir.

Sonuç olarak, iklim krizi ve ekolojik çöküş karşısında yüzeysel reformlar değil, radikal ve yapısal dönüşümler gereklidir. AB ve ABD, ekonomik ve teknolojik güçlerini, sermaye birikimini artırmak için değil, yaşamın bütün biçimlerini korumak için seferber etmelidir. Bilge Ağaç Modeli, bu dönüşümün hem teorik hem de pratik çerçevesini sunmakta; halkların ve ekosistemlerin ortak geleceği için yeni bir toplumsal sözleşme çağrısı yapmaktadır.

Bütün halklar ve bütün ekosistemler, birleşin!

Yorum bırakın